Değerli okurlarım, 1999 dan itibaren İMF ile yapılan Standbay anlaşması gereği ekonomide sıkı para politikası ile, ekonomimizde yapısal değişim gerçekleştirmek hedeflenerek, ülke ekonomimizin dış dünya ile rekabet edecek hale getirilmesi planlanmıştır. Bu politika tüm iktisat bilimcileri tarafından desteklenmiştir. Bu politika ekonomi için dinamik bir yapı oluşturma amacında olup, daha önceki dönemlerde küçük ve orta ölçekli işletmeler için acı bir reçete olmuştur. Bu programın sonunda dış dünya ile rekabet edemeyecek şekilde gerekli sermaye ve teknoloji birikimine sahip olmayan işletme ve kuruluşların tasfiyesine neden olmuş ve ekonomide firmalar arasında birleşmeler meydana gelmiştir. Bu programın finans ayağı sabit kur rejimi olan dolar çıpasına bağlanmıştır. Ancak programın finans ayağında ki öngörü eksikliği 2001 deki finansal krize neden olmuştur. Bu kriz ülkemize büyük zararlar vermiştir. Ancak daha sonra meydana gelen finansal kayıplardan sonra ekonomik programa bu sefer dalgalı döviz kur rejimi benimsenerek devam edilmiştir. 2003 yılı sonlarına doğru ekonomik programın sonuç vermesi ve ekonomik programın revize edilmesi gerekirken mevcut hükümet tarafından program değiştirilmeden devam edilmiştir. Bu dönemde Merkez Bankası Başkanlığı' nın enflasyon hedeflemesi politikası ile de yüksek faiz uygulaması dalgalı kur rejimin aslında baskı altında kontrollü kur rejimi haline getirmiştir.
Bu günde aynı ekonomik program devam etmektedir. Peki bu program uygulanırken ne olmuştur. Merkez Bankası enflasyon hedeflemesi yaparken eşi benzeri görülmeyen bir şekilde enflasyonun 2,5 hatta 3 katı civarında faiz vermeye devam etmiştir. Ucuz kur yüzünden ithalat patlamıştır. İhracat'ın büyük bir bölümü ithalata bağlı hale gelmiştir. Reel Sektör can çekişmektedir.Türkiye'nin toplam borç stoku 220 milyar dolardan 480 milyar dolar civarına çıkmıştır. Yabancılar ülkemize doğrudan sermaye yatırımları ile değil sıcak para ile girmişlerdir. Yabancıların 1,6 YTL düzeyinden itibaren sattıkları doları yurttaşlarımız sürekli satın almıştır. Halen ülkemizde 100 milyar dolar civarında sıcak para mevcutken yerli yatırımcının bu civarda da bankalarda döviz mevduat hesapları mevcuttur. Yani yabancı doları satıp YTL ye yatırıyor yüksek faiz alıp kar elde ediyor, bizim vatandaşımız doları alıp her sene zarar ediyor. 2008 bütçesine baktığımızda faiz ödemelerinin 56 Milyar YTL olduğu görülüyor yani bütçenin %25 i faiz ödemelerine gidiyor. Vatandaşımız borçla yaşıyor. Vatandaşlarımızın banka ve kredi kuruluşlarından aldıkları konut, taşıt ve diğer bireysel krediler ile kredi kartları borçlarının toplam hacmi 110 Milyar YTL yi aşmış durumdadır. Bu rakam 2005 yılının sonunda 48,8 Milya YTL, 2006 sonunda 71,8 ve 2007 sonunda ise 97,3 Milyar YTL düzeyindedir. Hane halkı borçlanması hızla yükselmektedir. Vatandaşımız işsiz, aç, batık ve perişan halde dir.
Bütün bunları görmeyen her şey mükemmel diyen hatta döviz kurundaki düşmeyi milli gelir de ki artış olarak gösterip halkımız kandıranlara ; Sadece şunu söyleyeceğim. Cari açık, bozulan makro dengeler, artan borçlar gibi kriterleri dahi sorgulama dışı bırakıyorum. Dünyada Pakistan'ın bile dolar bazında yüzde 6,5 ile borçlandığı halde, hatta iki haneli borçlanmanın kalmadığı son 5 yılda, Türkiye nasıl oluyor da YTL bazında yüzde 16 üstünde borçlanıyor. Ayrıca düşen kuru da dikkate alırsak, Ülkemiz dolar bazında yıllık yüzde 30 üzerinde faiz ödüyor. İçinde bulunduğumuz durum, dünyada eşi benzeri olmayan ve ne ülke riski, ne de başka bir finansal terminoloji ile açıklanacak bir durum değildir. Böyle bir borçlanmanın olduğu bir ortamda ekonominin diğer göstergelerini tartışmak bile aslında çok anlamsız. Yaşanan baştan sona bir bir finansal sömürüdür. Dünyada ki sıcak para baronu tefeciler ülkemizi adeta sömürmektedir.
Bir ülkede "yerel para birimi üzerinden dünyanın en yüksek faizi ödeniyorsa ve o ülkede dolar kuru da aynı dönemde aşağı gidiyorsa", orada sadece yerel para birimi cinsinden yüksek değil, dolar bazında katlamalı bir faiz ödeniyor demektir. Dışarıdan giren para yüzde 16-18 arasında dünyada matematiksel benzeri olmayan bir getiri elde ederken, düşen kurun yarattığı kur farkı ile bu getiri inanılmaz boyutlara ulaşır. İşte bu sistemin adı finansal sömürüdür.
Son 5 yılda Ülkemiz tarihte görülmemiş bir finans sömürüsüne maruz kaldı. Bu sömürüye karşı durmak ve onu finanse etmek için ise Cumhuriyet tarihinin yarattığı bütün kamu değerlerini satmak zorunda kaldı. Sattı ama ana soru ortada kaldı, bu yapıyı devam ettirmek için satacak bir şeyimiz kalmadı, şimdi neyimizi alacaklar?